<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Delikan.NET</title>
		<link>http://www.delikan.net/</link>
		<description>Delikan.NET güncel, siyasi haber ve forum sitesi</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Fri, 18 May 2012 09:10:05 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://www.delikan.net/images/misc/rss.png</url>
			<title>Delikan.NET</title>
			<link>http://www.delikan.net/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Alex resitali</title>
			<link>http://www.delikan.net/threads/19416-Alex-resitali?goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 17 May 2012 15:05:51 GMT</pubDate>
			<description>img/yazar/alpertungalbayrak11364854d0362389e9yb.jpg Alper Tunga Albayrak  ca-pub-0843343258209554  
  
 
 
 
Kupaya çok ihtiyaç duyan, sezonun sonu...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img style="float:left; padding-right: 10px" src="img/yazar/alpertungalbayrak11364854d0362389e9yb.jpg" width="80" height="90" border=0 alt="" /> <b>Alper Tunga Albayrak </b><br /> <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* postbit-vb-turko468x60 */
google_ad_slot = "6329668400";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br /><br /> <br />
 <br />
<br />
<br />
<br />
Kupaya çok ihtiyaç duyan, sezonun sonu yaklaştıkça grafiği yükselen iki takım, finale yakışır bir eşleşme; kağıt üstünde her türlü sonuca da açık bir karşılaşmaydı. Her iki teknik adamın ve takımın oyun gidişatı ihtimalinde bu kadar erken bir gol yoktur muhtemelen. Fenerbahçe, adeta maça önde başladı. Bu durum doğal olarak Bursaspor'un bütün planlarını alt üst etti, çünkü yeşil-beyeazlılar oyunu daha geride kabul etme isteği daha çok olan takımdı iki takımın oyun karakterlerine bakılınca. Fakat Bursaspor'un dünkü orta saha yapısıyla, erken gol yemese bile uzun süre kalesini koruması imkansızdı. Alex, kariyerinin en rahat, üstünde en az baskı olan maçlardan birini oynadı belki de. Adem ve N'Diaye'nin, Alex ismi olmasa bile, Fenerbahçe takımının herhangi bir hücum silahını bu kadar boş bırakma lüksü yok. Bir de isim Alex olunca, bu sonuç kaçınılmaz oluyor. Bakın her golde, her Fenerbahçe atağında o var, onun olduğu her yerde de pozisyon ve skora katkı var.<br />
<br />
TUTUK BURSA<br />
<br />
Bursaspor'un bu maça daha hazır, daha motive bir şekilde çıkmasını beklenirdi. Belki de haftasonu etik, hatta alışılagelmişten fazla etik davranmaları onları etkiledi. Bir de en bu maçın en önemli değişkeni; erken gol. Fenerbahçe gibi bir rakibe karşı, böyle bir maçta geri düşünce oyunu döndürmek çok zor hale geliyor. Fenerbahçe'nin son aylarda yaptığı en iyi şeylerden biri doğru alan paylaşımı ile kalesini savunabilmek, ama bu kadar tutuk bir Bursaspor'u sarı-lacivertliler bile beklemiyordu sanırım. Batalla, Sestak, Ozan ve Pinto az da olsa yakaladığı boş alanları, fırsata çeviremediler. <br />
<br />
Bursaspor, çok kötü başladığı, çoğu transferinden faydalanamadığı sezonda, yine renk getirmeyi, final oynamayı başardı. Fenerbahçe de 29 yıldır hasretini çektiği kupayı kazanmasını, hak ettiiği bir skorla kazanmasını bildi. Sahada Alex resitali vardı, top ayağına her geldiğinde kendine hayran bırakan. Alex'in futbolunu ne kadar yüceltsek az. <br />
<br />
<br />
<br />
 <img src="img/yazar/alpertungalbayrak11364854d0362389e9yb.jpg" border="0" alt="" width="0" height="0" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.delikan.net/forums/8-Yazarlar">Yazarlar</category>
			<dc:creator>Halide</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.delikan.net/threads/19416-Alex-resitali</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Paşa'nın umresi ile dalga geçmek]]></title>
			<link>http://www.delikan.net/threads/19407-Pa%C5%9Fa-n%C4%B1n-umresi-ile-dalga-ge%C3%A7mek?goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 17 May 2012 15:05:40 GMT</pubDate>
			<description>img/yazar/oo43d7f4de43d7ca0a1yb.jpg Osman Özsoy  ca-pub-0843343258209554  
 Kenan Evren Paşa 12 Eylül darbesinden sonra devlet başkanı sıfatıyla Umre...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img style="float:left; padding-right: 10px" src="img/yazar/oo43d7f4de43d7ca0a1yb.jpg" width="80" height="90" border=0 alt="" /> <b>Osman Özsoy </b><br /> <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* postbit-vb-turko468x60 */
google_ad_slot = "6329668400";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br /><br /> <br />
 Kenan Evren Paşa 12 Eylül darbesinden sonra devlet başkanı sıfatıyla Umre ziyareti yapmıştı.		Geçtiğimiz günlerde basına, o yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığı Cidde Din Hizmetleri Müşaviri olduğu ifade edilen ve Kenan Evren'in umre ziyaretine refakat ettiği söylenen bir din görevlisinin açıklamaları yansıdı.<br />
<br />
Daha sonra Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı da yaptığı söylenen görevlinin basına yansıyan açıklamalarını şık bulmadım.<br />
<br />
 Herşeyden önce, ibadet yapan kişi her kim olursa olsun, onun ibadete yönelik konulardaki bilgi eksikliğini yermek, eleştirmek ve ti'ye alacak şekilde medyaya malzeme yapmak bir din görevlisine yakışmaz. Bu davranış tasvip edilemez.<br />
<br />
Din görevlileri, tıpkı doktor ve avukatlarda olduğu gibi, kendilerine soru soran insanların bu konudaki bilgi eksikliğini giderirken, konunun mahremiyetine ve bunun özel bir paylaşım olduğu hassasiyetine özen göstermelidirler. <br />
<br />
Son yıllarda sanat ve sosyete dünyasından pek çok isim kutsal topraklara gidiyor. Kendilerine refakat eden rehberlerin bu insanların eksikliklerini ulu orta dillendirmeleri ne kadar yanlış olursa,  Diyanet İşleri Başkan yardımcılığı yapmış bir kişinin, 'Kenan Evren Kabe'ye girerken ayakkabılarını çıkarıp çıkarmayacağını sordu' demesi, 'Kabe'den bahsederken cami diyordu' şeklinde bahsetmesi ve konuya bu seviyede yaklaşması yakışık kalmaz. <br />
<br />
Kaldı ki, Kenan Evren kutsal topraklara giden ilk cumhurbaşkanıdır.<br />
<br />
Ondan önce hiçbir cumhurbaşkanı gerek hac, gerekse de umre amacıyla kutsal topraklara gitmediği gibi, ondan sonraki üç cumhurbaşkanı da gitmemiştir.<br />
<br />
Bugüne kadar görev yapan 11 cumhurbaşkanı içinde Kenan Evren ve Abdullah Gül dışında değil hac, umre yapan hiçbir cumhurbaşkanı yoktur.<br />
<br />
Başbakan Turgut Özal, Kenan Evren'in ardından 1989 yılında cumhurbaşkanı seçildiği günlerde medyada yoğun olarak, 'laik bir ülkenin cumhurbaşkanı Cuma namazı kılar mı, kılmaz mı?' meselesi tartışılıyordu. Özal'ın cumhurbaşkanı olarak Cuma namazına gitmesi bile sorun olmuş, konuya bu davranışın laikliğe aykırı olduğu sığlığı içinde yaklaşılmıştı. Ülkede dengeler öylesine hassas bir çizgi içindeydi. <br />
<br />
Kamuoyunda tartışılan bu konuyu o günlerde öğrenciler bana da sormuşlar, 'Özal Cuma namazına gider mi, gitmez mi?' demişlerdi. Ben de kendilerine, 'Cuma namazı erkeklere farz. Erkekse gider, değilse gitmez' diye cevap vermiştim. <br />
<br />
Özal Cuma namazına gitti ama, cumhurbaşkanı olarak umre ve hacca gidemedi. Ben kendisinden, cumhurbaşkanı sıfatıyla hacca giderek bir tabuyu yıkma arzusu taşıdığını bizzat işittim. Ama buna ömrü yetmedi.<br />
<br />
Bu nedenle, Kenan Evren'in yaptığı umre ziyaretinde öne çıkarılması gereken konu eğer varsa eksiklikleri değil, olsa olsa bu ziyaretin ilk olmasının taşıdığı anlam olmalıdır.<br />
<br />
Basına açıklamaları yansıyan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısının anlattığı bir başka olay da var ki, kendisine bunu da yakıştıramadım. Açıklamasında, Kenan Evren'den iki ay sonra Milli Güvenlik Konseyi üyelerinin de umreye geldiğini, kendilerine 'nasıl oldu bu iş' diye sorduğunda ise, 'Cumhurbaşkanımız gelince biz durur muyuz? Onun yaptığını yapmak mecburiyetindeyiz. Onun için geldik' dediklerini aktarmış.<br />
<br />
Bu insanların, talimatla ve ülkeyi yöneten lidere tabi olmanın verdiği bir zorunlulukla umreye geldiklerini söyledikleri iddiası size tatmin edici geliyor mu?<br />
<br />
Bunun en basit açıklaması olsa olsa şu olur:<br />
<br />
Kenan Evren yaptığı umre ziyaretinden öylesine etkilenmiştir ki, Türkiye'ye döndüğünde Milli Güvenlik Konseyi üyesi olan diğer arkadaşlarına da kutsal topraklara gidip umre yapmalarını ısrarla tavsiye etmiş, onlar da Kenan Evren'in yaptığı ziyaretten cesaret alarak ve buna imrenerek umre yapmak istemişlerdir.<br />
<br />
Kenan Evren'inin dini konulardaki hassasiyetini ve kendisine gerekli açıklamalar yapıldığında gereğini yapma konusunda tereddüt etmediğini, Kenan Evren döneminde uzun yıllar Diyanet İşleri Başkanlığı yapan Tayyar Altıkulaç'ın müteaddit beyanlarından okuduk, dinledik.<br />
<br />
Konunun bir başka boyutu daha var...<br />
<br />
<br />
<br />
Türk basınının duayen isimlerinden Ahmet Kabaklı ile bir gün Türk Edebiyatı Vakfı'nda sohbet ederken, tarihe mal olmuş kişileri değerlendirirken, onların seyyiatı kadar, varsa hasenatı ve iyi özelliklerine de temas etmenin hakkaniyetine işaret etmişti. <br />
<br />
Bu bağlamda, örneğin idam cezasına çaptırılan Sadrazam Mithat Paşa'nın, bu cezasının Abdülhamit tarafından Taif'te hapis cezasına çevrilmesinden sonra, hapishanede geçirdiği süre içinde çocukluğunda yaptığı ve sonrasında unuttuğu hafızlığını tekrar tazelediğini...<br />
<br />
En batıcı Osmanlı sadramı olarak bilinen Keçecizade Fuat Paşa'nın, ömrü boyunca evvabin namazlarını da hiç aksatmayacak şekilde dini bütün bir insan olduğunu söylemiş ve bu şahsiyetlerden söz edilirken bunların da gözardı edilmemesi gerektiğinin altını çizmişti.<br />
<br />
Beğendiğimiz bazı olumlu halleri ile iyi insan gibi algıladığımız insanların hanesine sürekli iyi huyları, beğenmediğimiz birkaç kötü huyu nedeniyle kötü insan gibi algıladığımız insanların hanelerine de toptancı bir anlayışla hep kötü özellikleri ekliyoruz.<br />
<br />
Allah katında nasıl ki her davranışımızın ayrı ayrı hesabını vereceksek, dünyada insanları değerlendirirken de toptancı bir anlayışla değil, olumlu ya da olumsuz addettiğimiz özellikleri ile ayrı ayrı ele almamız gerekiyor.<br />
<br />
Paşa'nın umre ziyaretinin ti'ye alınarak değerlendirilmesi örneğinde olduğu gibi, bazı insanlar hakkında nasılsa dava açıldı anlayışıyla, 30 yıldır susan insanların fırsat bu fırsat deyip olur olmadık şeyleri de toptancı bir anlayışla dillendirmeye çalışmalarını şık bulmam.<br />
<br />
Kenan Paşa nasıl ki daha önce hiçbir cumhurbaşkanının cesaret edemediği bir işi yaparak umreye gittti ise, bugünlerde dillerine doladıkları kimi söylemlerle 30 yıl sonra ortalarda dolaşanların da, konuşmanın zor olduğu dönemlerde de mertçe konuşmalarını beklerdim. Vurun abalıya mantığı, öncelikle din görevlilerine yakışmaz. <br />
<br />
 <img src="img/yazar/oo43d7f4de43d7ca0a1yb.jpg" border="0" alt="" width="0" height="0" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.delikan.net/forums/8-Yazarlar">Yazarlar</category>
			<dc:creator>Hülya</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.delikan.net/threads/19407-Pa%C5%9Fa-n%C4%B1n-umresi-ile-dalga-ge%C3%A7mek</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kurucu niyetlere dair</title>
			<link>http://www.delikan.net/threads/19411-Kurucu-niyetlere-dair?goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 17 May 2012 15:04:34 GMT</pubDate>
			<description>img/yazar/suleymanseyfioguna936d755a936c3c9yb.jpg Süleyman Seyfi Öğün  ca-pub-0843343258209554  
 Niyetler insanlık hallerinin, üzerinde emin bir...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img style="float:left; padding-right: 10px" src="img/yazar/suleymanseyfioguna936d755a936c3c9yb.jpg" width="80" height="90" border=0 alt="" /> <b>Süleyman Seyfi Öğün </b><br /> <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* postbit-vb-turko468x60 */
google_ad_slot = "6329668400";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br /><br /> <br />
 Niyetler insanlık hallerinin, üzerinde emin bir şekilde yol alınması neredeyse imkânsız olan karanlık sularıdır. En fazla yorumlanan ve en fazla hata veren hususlar yine niyetlerle alâkalı olanlardır. Eylem ise niyetlerimizin açığa çıkmış hâli olarak görülür. O zaman soralım: İyi niyet iyi eylemin garantisi midir? Biliyoruz ki pek çok fenâlıklar iyi niyetlerden beslenir. Eyleme(fiil), ardında hangi niyetleri taşırsa taşısın , açığa çıkmaya başladığından kısa bir süre sonra, onu da hayretlere sürükleyerek eyleyeninden(fail) ayrışır. Biraz da Umberto Eco'nun ayrımlarını zorlayarak ve ödünç alarak ifâde etmeye çalışalım: Bu eylemin niyetidir. Yani eylem bizâtihi eyleyenin niyetlerinden ayrıldığı yerde veya bizzât eyleyenin niyetlerine rağmen başka bir niyet kazanarak tezâhür ediyor.<br />
<br />
Eylemin kusurlarını ya da yol açtığı olumsuzlukları , niyetlerin iyiliği ile kapatmak yaygın bir onarmacı reflekstir. 'Kötü' eylemi, 'iyi' niyetten ayrıştırmak ve niyetlere esenlik kazandırmak, ister inanç ister hukuk dairesinde olsun vazgeçilmez zihnî işlemlerdir. Çünkü eğer niyetleri merkeze alıp sorgulamaya kalkarsak işin içinden çıkılmayacak; herkes istenmeyen sonuçlardan niyetleri sorumlu tutarak birbirinin gırtlağına yapışacaktır. Daha beteri ,insanlar hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu bilmeden, en kötü okumaları; ön yargılarla yüklü niyet okumalarını mutâd hale getireceklerdir. Bu yaygınlaşırsa felâket eşiğine gelinmiş demektir ve buradan dönüş kolay olmayacaktır.<br />
<br />
Niyet-eylem bağının çok sorunlu bir bağ olduğu pek aşikâr görülüyor. Yâni iyi niyet, iyi eyleme karine oluşturmuyor. Peki tersi? Orada da bir belirsizlik olduğunu düşünebiliriz. Çok kötü niyetle başlatılmış bir eylemin sonuçlarının iyiliğe de evrildiği, ne sıklıkta ya da yoğunlukta bilemeyeceğim ama, görülmemiş değildir. <br />
<br />
Bütün bu sorunlarına rağmen, niyet-eylem bağında ısrar etmenin çok gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu bağın kurulamaması ya da sorunlu bir şekilde kurulması, asla kurulamayacağı anlamına gelmiyor. Sorun, niyetlerin kapalı, eylemin ise açık uçlu tutulmasıyla âlâkalı olsa gerekir. Sözkonusu çelişki devam ettiği müddetçe bağlantı zora girer. <br />
<br />
Niyet-eylem kopukluğunu aşmanın yollarından biri, niyetleri de alenîleştirmeden geçiyor. İnsanlararası müzâkerelerde, niyetlerin ihmâl edilmesi eylemi belirsizleştiriyor. Daha önemlisi eylem üzerindeki denetimimizi eksiltiyor. Niyetlerle eylemler arasındaki kopukluğu doğuran ve eylemin kendi niyetini açığa çıkaran; bu eksik okumadır. Kopukluğu gidermek için niyet okuması şart gözüküyor. Önemli olan bunu kimin yapacağıdır. Sözkonusu eksik okumanın başkalarınca üstlenilmesinin faşizan bir durum doğuracağı çok âşikârdır. Niyet okumasını bizzat niyetlerin sahiplerinin yapmasıdır en doğru olan. Eğer başkalarının niyetlerimizi okumasını istemiyorsak, kendi okumamızı kendimiz yapmak zorundayız. <br />
<br />
Böylesi bir okumanın aşağı yukarı iki özelliği olduğunu düşünüyorum. İlki, okumanın yüksek sesli ve kamuya açık bir okuma olmasıdır. Öte yandan bu okumanın mekanik ve tek seferlik bir okuma olmaması gerekir. Okumanın dinamik kılınması son derecede önemli gözüküyor. fâilin kendi niyet okumasını, eylemenin başından sonuna kadar üstlenmesi gerekir. Galiba kurucu iradeleri öncelemesi gereken bu kurucu niyetlerdir.<br />
<br />
Son olarak niyet-eylem bağının açığa kavuşturulmasından elde edilebilecek yararlara bir göz atalım. Bu yararların toplumsal ve siyâsal dünyalarımızı esenliğe kavuşturacak bir yanı olacağını sanmıyorum. Ama bu dünyaların gerçekliğini keşfetmekte , anlamakta bizlere çok yardımcı olacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü toplumsalın ve siyâsalın aldatıcılığı, niyetlerin gölgelenmesi ve bunun yerini tuhaf varsayımların almasıyla yakından alâkalıdır. Her varsayım aldatıcıdır. Varsayımlarda yanılmak vak'ay-ı âdiyedendir. Garip olan varsayım bozgunlarının varsayım değişiklikleri ile telâfi edilen bir insanlık rutinini doğurmasıdır. Niyet-eylem bağı kurulduğunda bu rutinin de kırılacağını bekleyebiliriz. Bu da az bir şey olmasa gerekir.<br />
<br />
 <img src="img/yazar/suleymanseyfioguna936d755a936c3c9yb.jpg" border="0" alt="" width="0" height="0" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.delikan.net/forums/8-Yazarlar">Yazarlar</category>
			<dc:creator>Fulya</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.delikan.net/threads/19411-Kurucu-niyetlere-dair</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Demirel darbeleri anlatacak</title>
			<link>http://www.delikan.net/threads/19408-Demirel-darbeleri-anlatacak?goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 17 May 2012 15:02:31 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[img/yazar/ak30127f368012752ebyb.jpg Abdülkadir Selvi  ca-pub-0843343258209554  
 Meclis'te darbeleri araştırmak üzere bir komisyon kuruldu. Yargıda...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img style="float:left; padding-right: 10px" src="img/yazar/ak30127f368012752ebyb.jpg" width="80" height="90" border=0 alt="" /> <b>Abdülkadir Selvi </b><br /> <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* postbit-vb-turko468x60 */
google_ad_slot = "6329668400";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br /><br /> <br />
 Meclis'te darbeleri araştırmak üzere bir komisyon kuruldu. Yargıda 28 Şubat soruşturması ve 12 Eylül yargılaması başladı. Partiler arası uzlaşma komisyonu ile yeni anayasanın yazımı için kolları sıvandı.<br />
<br />
Darbelerle yüzleşen, darbeleri yargılayan ama aynı zamanda bunları aşıp, darbe anayasasını çöpe atıp, sivil Anayasa yapmaya çalışan bir Türkiye var.<br />
<br />
'Yeni Türkiye'  bu.  <br />
<br />
Yeni Anayasa çalışmalarını Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya ile,  Darbeleri Araştırma Komisyonu'nun yol haritasını ise  Komisyon Başkanı Nimet Baş'la konuştum.<br />
<br />
'Siyaset kurumu kendi ayıbını ortadan kaldırıyor' dedi İyimaya.<br />
<br />
Ayıp neyin ayıbı?<br />
<br />
'Eski anayasaların mimarları ya militer ya da tepedenci, bürokratik güçlerdir. İşin içerisinde millet yoktu.  Şimdi toplum anayasasını yapıyor' dedi.<br />
<br />
 İşin özü bu.<br />
<br />
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın hukuk literatürümüze kazandırdığı  bir kavram var.<br />
<br />
'İnsan odaklı hukuk'<br />
<br />
Bunu alın, 'insan odaklı anayasa' olarak uygulamaya koyun. <br />
<br />
İyimaya'nın ilginç bir önerisi var.<br />
<br />
'Diyelim ki bu anayasayı yapamadık. Yapabileceğimiz en hayırlı iş; 1982 anayasasını tek madde ile yürürlükten kaldırmak olmalı. Darbe Anayasası ile yönetilmektense, Türkiye anayasasızlık dönemi yaşayabilir' diyor.<br />
<br />
Ama hedefimiz Türkiye'de sivillerin de anayasa yapabileceğini göstermek olmalı.<br />
<br />
Meclis'te darbeleri araştırmak üzere kurulan komisyonun başkanı  Nimet Baş'la darbeleri yargılayan, soruşturan Türkiye'nin eşzamanlı olarak anayasa yapma sürecini konuştuk.<br />
<br />
Öncelikle  Nimet Hanım'la ilgili bir gözlemimi paylaşmak istiyorum. Demokrasimize yönelik müdahaleler konusunda  çok donanımlı buldum Nimet Hanım'ı. Kafa olarak böyle bir komisyonun başkanlığına hazır.<br />
<br />
Devlet ve  Milli Eğitim Bakanlığı dönemlerinde  Nimet Hanım'ın entelektüel birikimini ortaya koyamadığını düşünürdüm.  Komisyondaki  performansıyla bunu ortaya koyacağını düşünüyorum.<br />
<br />
Önemli bir tespit yaptı  Nimet Hanım.<br />
<br />
'Biz şunu gördük darbeyi yapanlar kendi  durumlarını sağlamlaştırmak maksadıyla bir takım kurum ve kuruluş oluşturdular. Bunun yasal zeminleri oluşturuldu.  1982 Anayasası da temelde  vesayetçi sistemi koruyan bir yapı. Bu sistemi sorgulamadan, bu sistemin getirdiği anti demokratik yapıyı ortadan kaldırmadan geleceğe yönelik umut beslememiz mümkün değil.'<br />
<br />
Darbecilerin dayanak noktası olan İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesini sordum. Daha geniş bir pencereden baktı.<br />
<br />
'İç Hizmet  Kanunu'nun 35. maddesi, darbeye niyet etmiş olanların, yani kuzuyu yiyecek olan kurdun bahanesi olmuş. Yoksa 35. madde var diye darbe yapıyor değil.  Ben hukukçu olarak 35. maddeyi darbe yapma düşüncesinde olanlara bir zemin olarak görüyorum. Bu  maddeye ihtiyaç yok. Ama sadece bu maddeye takılıp kalmamalı, temelde bir mekanizma,  bir sistemin sorgulanması  gerekiyor. Bence temel sorun bu.'<br />
<br />
Nimet Baş'a ne zaman ki 27 Nisan e-muhtırasını sordum.<br />
<br />
'Biz böyle bir konunu araştırılması istemiyoruz demedik' dedi. Yetinmedi, 'Biz bu konu hiçbir yönüyle incelenmesin demedik' diye pekiştirme gereği duydu.<br />
<br />
28 Şubat'la ilgili alt komisyonun 27 Nisan'ı da inceleyeceğini anlattı.<br />
<br />
Peki o zaman nereden çıktı, AK Parti'nin 27 Nisan'ın araştırılmasını istemediği  konusu?  Nimet Hanım işte o zaman patladı:<br />
<br />
'AK  Parti  neden araştırmak istemesin?  27 Nisan'ı biz mi yaptık.  27 Nisan'ı biz mi alkışladık. 27 Nisan'da nerede duruyorduk. Bu gün bağıranlar o gün nerede duruyorlardı. İtirazı yapan arkadaşların partisi (CHP) o gün, oh, iyi oldu dedi. Ayakta alkışladılar. O döneme ilişkin yönelik suçlamalar olursa bizim söyleyecek lafımız daha çok.' <br />
<br />
Sonra sorular peş peşe geldi.<br />
<br />
Darbeleri araştıran komisyon, hayatta olan darbecileri dinleyecek mi? Örneğin Numan Esin'e ya da Kenan Evren'e darbe nasıl yapılır diye sorulacak mı?<br />
<br />
'28 Şubat ve 12 Eylül yargıda, yargıya intikal etmiş hususlarda daha bir dikkat göstereceğiz' yanıtını vermekle yetindi.<br />
<br />
Bu sözlerden Evren'i dinlemeyecekleri düşünülebilir. Ama bir sözü daha var Nimet Hanım'ın. 'Kenan Evren'in de diğer darbecilerin de büyük bir özgüvenle kaleme aldıkları anıları var. Zaten oralarda her şeyi itiraf ediyorlar.'<br />
<br />
Peki darbe mağduru olarak Demirel dinlenecek mi? 'Süleyman Demirel hem 1971 başbakanıdır, 80 ve 28 Şubat'ın da cumhurbaşkanıdır, bu konularda görüşün alınmaması diye bir şey söz konusu olamaz. Böyle bir şey olursa bizzat gidip kendisinden görüşüne başvurulacağı ricasında bulunulur, bizzat evinde ya da istediği yerde gidip dinlemeleri iyi olur diye düşünüyorum.' <br />
<br />
Böylece ilk kez Süleyman Demirel'in ağzından 12 Mart'ı, 12 Eylül'ü ve 28 Şubat'ı  dinleyeceğiz. <br />
<br />
Son bir istihbarat da ben vereyim. Komisyon darbelerle hesaplaşmanın simgesi ve yüz akımız olan 105 yaşındaki Berfo Anayı da dinleyecek. <br />
<br />
 <img src="img/yazar/ak30127f368012752ebyb.jpg" border="0" alt="" width="0" height="0" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.delikan.net/forums/8-Yazarlar">Yazarlar</category>
			<dc:creator>Meral</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.delikan.net/threads/19408-Demirel-darbeleri-anlatacak</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kapitalizm büyük bir kasırgaya gebe...</title>
			<link>http://www.delikan.net/threads/19412-Kapitalizm-b%C3%BCy%C3%BCk-bir-kas%C4%B1rgaya-gebe?goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 17 May 2012 15:01:35 GMT</pubDate>
			<description>img/yazar/fevzi_ozturk178f5906178f408fyb.jpg Fevzi Öztürk  ca-pub-0843343258209554  
 Geçtiğimiz yazıda Yunanistan kâbusuna değinmeye çalışmıştık. O...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img style="float:left; padding-right: 10px" src="img/yazar/fevzi_ozturk178f5906178f408fyb.jpg" width="80" height="90" border=0 alt="" /> <b>Fevzi Öztürk </b><br /> <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* postbit-vb-turko468x60 */
google_ad_slot = "6329668400";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br /><br /> <br />
 Geçtiğimiz yazıda Yunanistan kâbusuna değinmeye çalışmıştık. O zamandan bu yana Yunanistan kaynaklı kaygılarla, gelişmekte olan piyasalardan fon çıkışları devam ediyor.<br />
<br />
Yunan seçimleri ülkeyi bir bilinmeze doğru sürüklemeye devam ediyor. Seçimlerin ardından Yunanistan'da koalisyon hükümeti kurulamaması nedeniyle haziranda erken seçime gidilecek. Son seçim anketlerinde, Avrupa Birliği karşıtı söyleme sahip Syriza Partisi yüzde 32 oy oranı ile seçimin açık ara galibi gözüküyor. Yani Yunanistan'da işler daha da zora girecek gibi...<br />
<br />
Ekonomik krizin siyasi krize dönüşmesiyle bankalara hücum eden Yunan halkının bankalardan sadece bir günde 700 milyon Euro'luk mevduat çekmesi, zaten zorda olan Yunan ve Avrupa piyasalarını hepten zora soktu.<br />
<br />
Euro'nun geleceğine dair sorgulamalar, Euro'nun hızla değer kaybetmesine neden oluyor.<br />
<br />
Amerikan ekonomisinin durumu malum... Şu anda Avrupa'yı kendine siper etmiş gizleniyor...<br />
<br />
Doların anavatanından kaynaklanmayan, Euro'nun zayıflığından kaynaklanan bu değer artışı neticesinde; dün Euro/Dolar paritesi 1,2682 ile Ocak ayından bu yana en düşük seviyesine geriledi.<br />
<br />
Euro'ya sadece Yunan baskısı kan kaybettirmiyor. İtalya'da bankaların kredi notlarının düşürülmesi ve İspanya ile ilgili endişeler de bu değişimde önemli rol oynuyor.<br />
<br />
Yunanistan'ın Euro bölgesinden çıkarılma senaryoları halen tazeliğini koruyor. Bu korku diğer ekonomilere de ciddi hasar vereceğinden bir &quot;bulaşma etkisi&quot; paniği nedeniyle piyasalara satışlar geliyor.<br />
<br />
Panik nedeniyle, Yunanistan'ın Euro sisteminden bir çırpıda çıkarılamayacağı ve bunun için zamana yayılan bir Euro yeniden yapılandırılması gerektiğini düşünenlerin sayısı oldukça az.<br />
<br />
Sanki bir çırpıda Yunanistan bu parasal sistemin dışına çıkarılabilirmiş gibi bir hava estiriliyor. Köşedeki manavı bile kapatmanın bir süreci olduğu es geçiliyor...<br />
<br />
Üstelik bu operasyondan kaynaklanacak devasa maliyeti karşılayabilecek bir Avrupa Birliği ekonomisi de yok. Yunanistan'ın Euro'dan çıkarılmasının Avrupa Birliği'ne maliyetinin 1 trilyon Euro'ya varabileceğine dair açıklamaları bir kez daha hatırlatalım...<br />
<br />
İşte bu nedenle Avrupa merkez bankası (ECB) önceki başkanı Trichet, &quot;Yunanistan'ın Euro'dan çıkarılması en kötü seçenektir&quot; diye açıklama yapmaktadır.<br />
<br />
Bu hengâme içinde &quot;nakit kraldır&quot; düsturunun yeniden geçerli olduğunu görüyoruz.<br />
<br />
Avrupa'da faiz oranları ve Euro ülkeleri arasındaki faiz farkı yüksek olduğundan, yeni kaynak oluşturmanın maliyeti yüksek faiz nedeniyle hiç cazip değil.<br />
<br />
Yeni fon sağlamadaki bu zorluk eldeki varlıkları satmada en kolay yol gözüken emtialara satış getiriyor. Doların değer kazanmasıyla birlikte bu emtialar içerisinde ise en fazla altının satış yediğini görüyoruz.<br />
<br />
Uluslararası yatırımcılardan altını olanlar şimdilik satmayı tercih ediyorlar. Ellerinde nakit olanlar ise, yüksek faizler nedeniyle başta altın olmak üzere emtialara yanaşmayıp parayı faize yatırıyorlar.<br />
<br />
İşte bu nedenle, yani dolar cinsi faize giden paranın artması neticecinde; önemli bir gösterge kabul edilen 10 yıllık Amerikan tahvil fiyatlarında ciddi yükseliş var. Para Avrupa'dan Amerika'ya kaymaya devam ediyor.<br />
<br />
Altının yükselişini besleyen etmenlerin halen diri olduğunu ve düşüşün kalıcı olmadığını da belirtelim.<br />
<br />
İç piyasalara gelince, dünyada yaşanan bu hengâmeden etkilenmemeyi beklemek tam anlamıyla polyannacılık oynamaktan başka bir şey değildir.<br />
<br />
Aslolan panik yapmadan hareket edip, bu rüzgârın bir süre sonra durulacağını ancak halen dünya kapitalizminin büyük bir kasırgaya gebe olduğunu bilmektir.<br />
<br />
Bu kasırga ise, çoğunun beklediği yaşlı kıta Avrupa'dan değil, yeni kıta Amerika'dan esecektir...<br />
<br />
 <img src="img/yazar/fevzi_ozturk178f5906178f408fyb.jpg" border="0" alt="" width="0" height="0" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.delikan.net/forums/8-Yazarlar">Yazarlar</category>
			<dc:creator>Figen</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.delikan.net/threads/19412-Kapitalizm-b%C3%BCy%C3%BCk-bir-kas%C4%B1rgaya-gebe</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yunanistan gibi olmayı kim ister?</title>
			<link>http://www.delikan.net/threads/19409-Yunanistan-gibi-olmay%C4%B1-kim-ister?goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 17 May 2012 15:01:32 GMT</pubDate>
			<description>img/yazar/mehmetseker_b87fbfa7087fbfa71yb.jpg Mehmet Şeker  ca-pub-0843343258209554  
 Sendikalar, hükümetten gelen memur zammı teklifini...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img style="float:left; padding-right: 10px" src="img/yazar/mehmetseker_b87fbfa7087fbfa71yb.jpg" width="80" height="90" border=0 alt="" /> <b>Mehmet Şeker </b><br /> <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* postbit-vb-turko468x60 */
google_ad_slot = "6329668400";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br /><br /> <br />
 Sendikalar, hükümetten gelen memur zammı teklifini beğenmedi.			Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'in zam oranı açıklanmadan önceki konuşmaları ümit verici görünüyordu hâlbuki.<br />
<br />
Daha iyi bir artış bekleniyordu.<br />
<br />
&quot;Az vereceğiz, çok vereceğiz, bu işi çözeceğiz&quot; demişti Bakan Çelik.<br />
<br />
Demirel'i kıskandıracak bir üsluptu doğrusu.<br />
<br />
&quot;Ben bunca yıllık siyasî hayatımda böyle bir açıklamayı niye akıl edemedim&quot; diye hayıflanmadıysa, sakalımı keserim.<br />
<br />
 * <br />
<br />
Toplu sözleşme görüşmeleri ümit edildiği şekilde sonuçlanmadı maalesef.<br />
<br />
3+3'lük artış teklifi üzerine Memur Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, teklif için &quot;Dağ fare bile doğurmadı&quot; dedi.<br />
<br />
Sendikaların zam teklifini yeterli hiçbir zaman yeterli bulmadıklarını düşünebiliriz.<br />
<br />
Fakat doğru olmaz.<br />
<br />
Beğendikleri teklifler de gördük evvelce.<br />
<br />
 * <br />
<br />
Dağı fareyi bilmem ama...<br />
<br />
Faruk Çelik'in Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'den biraz olsun etkilenmesini ümit ederdim.<br />
<br />
3+3 yerine, 4+4+4 daha şık olmaz mıydı?<br />
<br />
Bakanlar Kurulu toplantılarındaki görüntülerden hatırladığımız kadarıyla, Çelik ile Dinçer arasında beş altı koltuk mesafe var.<br />
<br />
O mesafeden etkilenme bu kadar oluyor demekki.<br />
<br />
 * <br />
<br />
Memur zammı konusundaki açıklamasında &quot;Her zaman enflasyonun üzerinde artış yaptıklarını&quot; söyleyen Başbakan Erdoğan, ülkenin memurlardan ibaret olmadığına işaret etti.<br />
<br />
&quot;Türkiye'yi bir bütün olarak ele almak zorundayız. Bu ülke eğer bir zaafa uğrarsa, bizim akıbetimiz de Yunanistan, İspanya'nın akıbetine uğrar. Biz Türkiye'yi, böyle bir akıbete düçar bırakamayız.&quot;<br />
<br />
 * <br />
<br />
Yunanistan gibi olmayı kim ister?<br />
<br />
Allah korusun. (Bir zamanlar Mehmet Altan çok özenirdi, artık o da vazgeçti.)<br />
<br />
İki üç hafta idare edecek kadar para kalmış hazinede.<br />
<br />
Son seçimden çıkan tablo çözüme kavuşturmadı.<br />
<br />
Bırakın tek partiyi, koalisyon hükümeti bile çıkmadı.<br />
<br />
Şimdi bir seçim daha yapacaklar.<br />
<br />
Herhalde Haziran ortasında komşu yine sandığa gidecek.<br />
<br />
Yeni seçimden makul bir sonuç çıkar mı, o da tahminlerin ötesinde.<br />
<br />
 * <br />
<br />
Eskiden Osmanlı izlerini silme gayreti içindeydiler.<br />
<br />
Şimdilerde eski eserleri yenileyerek, turizme açmaya çalışıyorlar.<br />
<br />
En iyi pazar da Türkiye.<br />
<br />
Ancak tek başına turizm ne kadar kurtarıcı olur?<br />
<br />
Avrupa Birliği para musluklarını eskisi kadar rahat açmıyor Yunanistan için.<br />
<br />
 * <br />
<br />
&quot;Tavernalarda kırdıkları tabakları yapıştırsınlar... Adaları satsınlar&quot; gibi uçuk ve alaycı teklifler geliyor Avrupa'nın zenginlerinden.<br />
<br />
AB'den sağlam destek almak istiyorlarsa, bir arkadaşımın ciddi teklifi dikkate değer:<br />
<br />
Yunanistan, &quot;Biz Avrupa Birliği'nden ayrılacağız, Türkiye ile birleşeceğiz&quot; diyerek gitsinler... O zaman hiç beklemedikleri kadar büyük destek görürler.<br />
<br />
 * <br />
<br />
Hâsılı kelam, Yunanistan gibi olmak istemeyiz. Orada hepimiz anlaşıyoruz.<br />
<br />
Ülkeyi bir bütün olarak görmek gerekir, yalnızca memur ülkesi değiliz. İşçi var, esnaf var, köylü var...<br />
<br />
O da tamam. Yine de memur biraz daha yüksek bir artış beklentisi içinde.<br />
<br />
Sabah ola hayrola.<br />
<br />
<br />
<br />
 <img src="img/yazar/mehmetseker_b87fbfa7087fbfa71yb.jpg" border="0" alt="" width="0" height="0" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.delikan.net/forums/8-Yazarlar">Yazarlar</category>
			<dc:creator>Çağla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.delikan.net/threads/19409-Yunanistan-gibi-olmay%C4%B1-kim-ister</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bold ve italik ekran karakterleri</title>
			<link>http://www.delikan.net/threads/19410-Bold-ve-italik-ekran-karakterleri?goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 17 May 2012 15:00:33 GMT</pubDate>
			<description>img/yazar/gokhanozcan_b.jpg Gökhan Özcan  ca-pub-0843343258209554  
 Her ne kadar bünyem buna çok elverişli olmasa da; zaman zaman sıcak gündeme...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img style="float:left; padding-right: 10px" src="img/yazar/gokhanozcan_b.jpg" width="80" height="90" border=0 alt="" /> <b>Gökhan Özcan </b><br /> <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* postbit-vb-turko468x60 */
google_ad_slot = "6329668400";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br /><br /> <br />
 Her ne kadar bünyem buna çok elverişli olmasa da; zaman zaman sıcak gündeme ilişkin bir şeyler karalama konusunda kendimce gayretler gösterdiğimi bilmenizi isterim. Mesela geçen gün kendimi adeta zorlayarak &quot;Karınca Kolonisi&quot; isimli belgeseli en heyecanlı yerinde keserek uzun uzun haber kanallarını dolaştım. Tam o sırada kraliçe karınca yuvalarına musallat olan öteki karınca kabilesinin karşısında yerini almak üzere savaş makyajını yapıyordu dersem, bunun benim için ne büyük bir feragat olduğu daha iyi anlaşılabilir. Bunu ne için yaptım? Haber kanallarını dolaşıp memlekette neler olup bittiğine bir göz atabilmek için... Peki sonuç? Ciddi insanlar için tam bir hayal kırıklığı... Gayrı ciddi insanlar içinse en iyi hayal, kırık hayaldir zaten. O kadar ki, arasak gayrı ciddiliğin kökeninde bu yarı billuriye ahvali de buluruz biraz!<br />
<br />
Hayal kırıklığı diyorum; çünkü pek değişen bir durum yok memlekette havadis bakımından. Yine mevzuun, bir tenis topu gibi iki karşıt yorumcu (ya da iki takım) arasında gidip geldiği melodram kıvamında tartışma programları var her kanalda. Programı sunmakta olan herşeyden bihaber şahsiyetlerin araya girip topu reklamlara atması olmasa adeta setten sete geçemeyeceğiz. <br />
<br />
Ben o şahsiyetlerin, ki şimdilerde moderatör deniyor onlara, herşeyden bihaber o hallerini sempatik buluyorum aslında. Çoğu nedense sarışın, moderatör olamamış tek şarışın ben kalmışım hissiyle dolduruyorlar içimi. Ama haklarını vermeliyim; merakla dinliyorlar konuklarını, bir şeyler öğrenme gayreti içinde oldukları da kesin... Gerçi konuklar konu ne olursa olsun klişeye bağlamış durumda genellikle işi... Meseleyi akla kara kıvamında tutabilmek için gerçeklik duygularından da rahatlıkla vazgeçebiliyorlar. Bu devirde keskin uçlu yorumcu prim yapıyor. Seksenlerde, doksanlarda objektiflik modaydı. Herkes programın ilk yarısını karşıtlarının hakkını vermeye çalışmakla geçirirdi. Sonraki yarı yine kavgalaşmaya dönerdi iş, ama yine de objektivite tam elden bırakılmazdı. Şimdi dakika bir, goller başlıyor. Adeta vakit geçirmeyelim, reklam zamanı gelmeden üç beş çakalım birbirimize telaşında herkes. Bu işin bir açıklaması var elbet... Medyada varolmak için popüler olmak gerekiyor. Toplumun yeni anayasadan, turfanda salatalığa kadar hemen her konu başlığında ortadan ikiye bölündüğü bir toplumda objektif kalmaya çalışanın belediyelerin futbol takımları gibi üç beş taraftarın eline bakacağı açık. Oysa akı ya da karayı seçip ölümüne savunur, bu uğurda gerçeklik duygunuzdan vazgeçecek kadar kendinizden geçebilirseniz kendinizi ve popülaritenizi garantiye alırsınız. Çünkü en kötü ihtimalle medya önünde toplanan kalabalıkların yüzde ellisi otomatikman taraftarınız olacak ve öksürseniz onu bile haklı bulacaktır. Servis at ve servis karşıla, tenis için ideal düzen... Peki doğruya ulaşmak! Yayıncılıkta bu en son ne zaman asli amaçlardan sayılmıştı ki? <br />
<br />
Moderatörlerin sevimliliğinden bahsetmişken, olay yerinden canlı telefon bağlantılarıyla ekranda bir görünüp bir kaybolan acar muhabirleri unutmayalım... Onlar da moderatörleri ya da Sünger Bob'u aratmazlar sevimlilikte, neredeyse hayranlık duyacağım hepsine... Hani şu yayından bir saniye önce gömleklerinin yakasından içeri haşarı bir kurbağa bırakılmış gibi hiç yerinde duramadan, bağıra çağıra bir şeyler anlatmaya çalışan arkadaşlar var ya, onları kastediyorum. Bugüne kadar onlardan bilmediğim bir şey öğrenemedim ama olsun, olay yerindeler ya, kendilerine ayrılan sınırlı süreye az sayıda kurallı cümle ile bolca jest ve mimik sığdırabiliyorlar ya, o da yeter! Hele birbirlerine yayın sırasında birbirlerine daima ön isimleri ile hitap etmeleri yok mu, nasıl sıcacık, nasıl doğal, nasıl endoplazmik redikulum! İsimleri tutturabiliyorlar mı, yoksa bizi mi kekliyorlar, lüzumu yok, ona girmeyelim şimdi!<br />
<br />
Daha pek çok not almıştım ama sütunumun dibine geliverdim. &quot;Karınca Kolonisi&quot;nin tekrarını bir izleyeyim, belki devam ederim sonra...<br />
<br />
 <img src="img/yazar/gokhanozcan_b.jpg" border="0" alt="" width="0" height="0" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.delikan.net/forums/8-Yazarlar">Yazarlar</category>
			<dc:creator>Didem</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.delikan.net/threads/19410-Bold-ve-italik-ekran-karakterleri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Üniter-sekter kıskacında</title>
			<link>http://www.delikan.net/threads/19406-%C3%9Cniter-sekter-k%C4%B1skac%C4%B1nda?goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 17 May 2012 15:00:29 GMT</pubDate>
			<description>img/yazar/akif_emre_b.jpg Akif Emre  ca-pub-0843343258209554  
 Kendi dilimizi kuramıyoruz. Kendi dilimiz ile konuşamıyoruz. Ödünç alınmış...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img style="float:left; padding-right: 10px" src="img/yazar/akif_emre_b.jpg" width="80" height="90" border=0 alt="" /> <b>Akif Emre </b><br /> <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* postbit-vb-turko468x60 */
google_ad_slot = "6329668400";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br /><br /> <br />
 Kendi dilimizi kuramıyoruz. Kendi dilimiz ile konuşamıyoruz. Ödünç alınmış kavramlarla yarınlar inşa etmeye kalkışıyoruz.<br />
<br />
Ödünç tasavvurlara uygun, ödünç tasarımlar peşindeyiz. Zaten gelecek tasavvuru elinden alınan toplumlarda, ödünç siyasal tasarımların, sahte dünyaların etkinleşmesi işten bile değil. İddianızı terk ettikçe, açılan alanı, bir fetih yanılsaması ile sahiplenebiliyorsunuz. <br />
<br />
'Konservatizm'in tutsağı olanlar muhafaza edilmesi gereken değerleri de terk etmeye başlıyor bir bir... Ödünç tasarımlar ödünç tasavvurları dayatıyor çünkü...<br />
<br />
Tartışma konusu, iki farklı etnik gruba mensup Müslüman halkın bir ulusdevlet çatısı altında nasıl yaşayacağı etrafında cereyan ediyor. Tartışmanın tarafları dışarıdan bakıldığında, en azından, İslami duyarlılığı olan kalemler. Tartışmanın cereyan ettiği ortam dışarıdan &quot;İslamcı&quot; olarak nitelenen yayın organ/lar/ı...<br />
<br />
Taraflardan bir kısmı, dini ölçülere dayanarak üniter devlet çatısından ayrılmayı İslam'a aykırı buluyor.<br />
<br />
Buna karşı iki türlü itiraz geliyor. İlki; Türkler ve Araplar kadar Kürtlerin de (ulus) devlet kurma haklarının olduğunu ileri sürerek bir arada yaşama adına bu dayatmaya karşı çıkıyor. Etnik temelli itiraz, her haliyle ağır basıyor.<br />
<br />
İkinci itiraz, meseleye din açısından yaklaşmayı (bilinçli olarak) bir kenara bırakıp, liberal gerekçelerle üniter ulusdevlet altında yaşamayı savunan teze itiraz ediyor.<br />
<br />
Üniter devleti savunanların, tezlerini dini gerekçelerle destekleseler de, daha çok ulusdevlet paradigmasından dışarı çıkamayan sağcılıkla malul bir yaklaşım sergiledikleri açık. Devleti, pratik nedenlerden yola çıkıp kutsamaya varan bir yaklaşımla milliyetçiliğe sarkan bir zihin yanılsaması, dini gerekçelere sarmalanmış görünüyor. Benzer zihin karmaşası üniterizme karşı çıkarken etnik temelli bir milliyetçiliğin kurbanı olanlarda da mevcut. Ulusdevlet paradigmasının iki ucuna gidip gelen karşıt milliyetçilikler sarkacı...<br />
<br />
Sarkacın bir ucuna itiraz ederken diğer uca savrulmanın tutarsızlığı içinde liberal söylem ise dini gerekçeleri tümüyle dışta tutarak seküler bir tavır alıyor. Bu tartışmayı dışarıdan izleyenler,  İslami dünya görüşünden arınmış steril ortamda yürütülen bir siyaset tartışması olduğunu düşünebilir.<br />
<br />
Kürtlerin Türklerden ayrılmamasını, üniter yapının sarsılmamasını savunanların, üstelik bunu dini gerekçelere dayandıranların, seküler bir devlette Kürtlerin ve Türklerin, yani Müslüman ahalinin modern-seküler bir ulusdevlet yapılanmasına yaşamak durumunda olmaları konusunu gündem dışı tutmaları ya da itirazlarının olmaması tuhaf değil mi? Karşı çıkanlar ise &quot;benim ulusdevletim senin ulusdevletinden daha iyidir&quot; itirazından daha anlamlı bir cümle kuramadıkları gibi farklı bir tasarıma sahip olmadıkları da açık.<br />
<br />
Bu ülkede İslamcılık düşüncesi yazılacak olsa muhtemelen ismi geçecek olan bu kalem erbabının yaptığı tartışmayı İslamcılık düşüncesi ile ilişkilendirmek ne kadar mümkün.  Reel şartlar ne olursa olsun, ulusdevlet projesini, bu toprakların kültürüne, medeniyet birikimine rağmen dayatanlara karşı İslami siyaset düşüncesinin söyleyeceği hiçbir şey kalmadı mı?<br />
<br />
Üstelik tam da bu kaos ortamında Müslümanların, müslümanca düşünce üreterek söyleyecekleri, vaat edecekleri, hepsinden öteye bir ütopyaları yok mu?  Tarihi boyunca en kanlı milliyetçilik ve mezhep  savaşlarıyla çalkalanan Avrupa yeni Roma'yı tekrar kurmak üzere birlik olma konusunda adımlar atarken yine onlardan mülhem ulusdevletçi prangaların esiri olmak, en azından kendi tarihimize karşı, utanılası bir durum değil midir? Ortadoğu'nun gittikçe ufalanmış sekter parçalara bölünmesini liberal ve özgürlükçü dille teşvik eden kalem erbabı, Avrupa'nın köhnemiş Roma'yı ihya etmek için olanca çelişkilerinin üstüne sünger çekme çabasını olsun görmeli değil mi?<br />
<br />
<br />
<br />
 <img src="img/yazar/akif_emre_b.jpg" border="0" alt="" width="0" height="0" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.delikan.net/forums/8-Yazarlar">Yazarlar</category>
			<dc:creator>Meral</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.delikan.net/threads/19406-%C3%9Cniter-sekter-k%C4%B1skac%C4%B1nda</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Maestro Alex'in şovu]]></title>
			<link>http://www.delikan.net/threads/19415-Maestro-Alex-in-%C5%9Fovu?goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 17 May 2012 14:59:39 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[img/yazar/ogunaltiparmak1_b.jpg Ogün Altıparmak  ca-pub-0843343258209554  
 Süper Lig şampiyonluğunu Galatasaray'a kaptıran Fenerbahçe, Ziraat...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img style="float:left; padding-right: 10px" src="img/yazar/ogunaltiparmak1_b.jpg" width="80" height="90" border=0 alt="" /> <b>Ogün Altıparmak </b><br /> <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* postbit-vb-turko468x60 */
google_ad_slot = "6329668400";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br /><br /> <br />
 Süper Lig şampiyonluğunu Galatasaray'a kaptıran Fenerbahçe, Ziraat Türkiye Kupası'nın Ankara 19 Mayıs Stadı'ndaki finalinde, Bursaspor'a karşı oyunun başında Caner'i attığı şahane golle avantajlı bir şekilde maça adını yazdırdı.<br />
<br />
Bursaspor ile Fenerbahçe taraftarlarının dün akşamki desteği her takıma örnek olmalı.<br />
<br />
İkinci dakikada öne geçen Fenerbahçe'nin kaptanı Alex karşılaşmaya imzasını koydu. Daha ilk yarıda Semih biraz becerikli olsa; 4 gollü fark yakalanmış olacaktı.<br />
<br />
Başta kaleci Volkan, geri dörtlüde yer alan Gökhan (Orhan), Bekir, Yobo (Serdar) ve Ziegler topu oyuna sokmada oldukça başarılıydılar.<br />
<br />
Tabii bu dörtlünün önünde oynayan Cristan ile Emre'nin de güzel futbolu, Bursa karşısında üstün olmanın en büyük nedeniydi.<br />
<br />
Bu ikiliye zaman zaman Alex'in katılması, oyunu idare etmesi, gerçek bir Maestro gibiydi.<br />
<br />
Göbekte oynayan bu üç futbolcuya soldan Caner, sağdan da Mehmet katılınca, Fenerbahçe belki de tarihinde ilk defa Bursa'ya karşı üstünlük yakaladı.<br />
<br />
İlk yarının sonunda Cristian, şahane futbolunu şahane bir golle süsleyince, soyunma odasına 2 farkla gidildi.<br />
<br />
İkinci yarı Bursaspor mecburen oyuna risk alarak başladı. Zaman zaman da Fenerbahçe'yi zorladı. Riskli futbol F.Bahçe'nin 58. dakikada skoru 3-0'a getirmesine neden oldu. İlk yarı Alex'in &quot;al da at&quot; ikramını kaçıran Semih, üçüncü golü atarak kendisini affettirdi.<br />
<br />
Hele bir dördüncü gol vardı ki, müthişti. Organize akın sonunda Semih'in pasına gelişine vuran Alex, klasını noktayı koyarak konuşturdu.<br />
<br />
Fenerbahçeli futbolcular ve teknik direktör Aykut Kocaman, 29 yıl sonra kupayı evlerine götürdü. <br />
<br />
Bu 10 aylık mücadele sonunda hem taraftarlarına hem yönetime hem de başkanları Aziz Yıldırım'a, belki de 105 yıllık Fenerbahçe tarihinde verilen en büyük armağandı.<br />
<br />
Camianın birlik ve beraberlikle kazanılan en büyük ve en manalı kupasıydı.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 <img src="img/yazar/ogunaltiparmak1_b.jpg" border="0" alt="" width="0" height="0" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.delikan.net/forums/8-Yazarlar">Yazarlar</category>
			<dc:creator>Hülya</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.delikan.net/threads/19415-Maestro-Alex-in-%C5%9Fovu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bir yastıkta 40 yıl</title>
			<link>http://www.delikan.net/threads/19414-Bir-yast%C4%B1kta-40-y%C4%B1l?goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 17 May 2012 14:57:18 GMT</pubDate>
			<description>img/yazar/skarabiyik1_b196e7c72192bca78.jpg Sema Karabıyık  ca-pub-0843343258209554  
 Evlenme yaşının yükselmesiyle boşanma oranlarının artması...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img style="float:left; padding-right: 10px" src="img/yazar/skarabiyik1_b196e7c72192bca78.jpg" width="80" height="90" border=0 alt="" /> <b>Sema Karabıyık </b><br /> <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* postbit-vb-turko468x60 */
google_ad_slot = "6329668400";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br /><br /> <br />
 Evlenme yaşının yükselmesiyle boşanma oranlarının artması arasında doğrusal bir ilişki kurmak mümkün mü? İnsanların orta yaşta en mutsuz dönemlerini yaşadığını ortaya seren bilimsel araştırmayı veri olarak kabul edersek, mümkün. İnsan çocukluktan  yetişkinliğe ve son olarak da yaşlılığa geçişte psikolojik eşiklerden geçiyor. Bu eşiklerden en tehlikelisi ise orta yaş krizi. Ama o eşik aşıldıktan sonra tam bir U dönüşü yaparak mutluluk yeniden yakalanıyor. <br />
<br />
40 yılı aşkın bir süre evli kalan çiftlerin hikayelerinin konu edildiği Bir Yastıkta Kırk Yıl, Ümraniye Belediyesi tarafından kitap olarak basılmıştı. Şimdi belgesel formatında cumartesi gece yarısı Kanal7 ekranında. Aile değerlerinin yeni kuşaklara aktarımı yanında, bir evlilik uzun yıllar nasıl devam eder sorusuna cevap arayan belgesel, hayatın içinden hikayeleri ekrana taşırken zamanda bir yolculuğa çıkarıyor izleyeni. Evleneceği kişiye fotoğrafıyla karar veren, ilk kez düğününde görenlerin sıcak anlatımları ışığında kısa türkiye tarihi oluşuyor. <br />
<br />
Meliha-Abdülkadir Demirsan çiftinin evlilik hikayelerinden sağlam, uzun ömürlü evliliklerin yapı taşı çıkıyor ortaya. Evlendiklerinde Meliha Hanım 26, Abdülkadir Bey 28 yaşındaymış. Abdülkadir Bey ne zaman ne yapacağına dair beş yıllık planlar yaparken evlenme zamanının geldiğine karar verdiğinde; evlilik nasıl olur, kim kiminle evlenir, anlaşmak nasıl olur, aile yakınlıkları gibi konuları içeren  kitaplar okumaya başlıyor. Sevgi, saygı, anlaşma  ve sabrın evliliğin olmazsa olmazları olduğuna karar veriyor. Evlenirken de eşiyle karşılıklı anlaşma yapıyor: Bir hatam olduğunda başkalarının yanında söyleme, birimiz sinirlendiğinde diğerimiz sussun. &quot;O sinirlenince ben sustum, ben sinirlenince o sustu, özür diledik tekrar kaldığımız yerden devam ettik. Çocuklarım evlilik çağına geldiklerinde Peygamber Efendimizin Hadis-i Şerif'ini hatırlattım. Bir kız üç şeyi için alınır, bir güzelliği, iki zenginliği, üç güzel ahlakı için. Siz güzel ahlakı seçin diye nasihat ettim. Müdahale etmek değil yönlendirmekti niyetim. Çünkü ateş düştükten sonra sevdikten sonra göz hiçbir şeyi görmüyor. O ateş düşmeden çocukları hazırlamaya çalıştık.&quot;<br />
<br />
Aile içi ihanetin, şiddetin üçüncü sayfa haberlerini süslediği, dizi hikayelerinin üzerine inşa edildiği günlerde, doğru bir proje Bir Yastıkta Kırk Yıl. Saygı, hoşgörü, sabır, karşılıklı anlayış, fedakarlığın ön plana çıkacağı; insana verilen değerle evliliklerin uzun ömürlü ve mutlu olduğu anlatılırsa genç kuşaklara daha sağlam evliliklere imza atmak mümkün olabilir. <br />
<br />
Eğitimli, ekonomik açıdan güçlü çiftler kadar; yokluklar, acılar içinde bir ömrü paylaşanlar da var projenin içinde. 'Biz' olmayı başarmış, acılara, yokluklara sabrederek göğüs gerenler; şükrederek anlatıyorlar yaşadıklarını. <br />
<br />
Bugün yaşadığımız şiddet; refah düzeyi, ekonomik kaygılar ve  tüketim kültüründen besleniyor. İnsanın 'insan' olarak değersizleştirilmesi ön plana çıktığında şiddet kaçınılmaz oluyor. 'İnsanlık' yükselen değer olarak kabul gördüğünde tekrar, yaşadığımız şiddet sarmalından çıkışımız mümkün olacak. <br />
<br />
40 yıl süren mutluluğun gerçek kahramanları diye takdim edilmeleri genç kuşaklara verilmek istenen mesajı gölgeleyebilir biraz. Zira ömrün, evliliğin her anının mutlulukla geçmesi mümkün değil. <br />
<br />
Yayın saatinin çok geç olması ise bir dezavantaj. En azından daha erken saatte tekrarları yayınlanırsa daha çok kişi seyretme imkanına kavuşur. <br />
<br />
<br />
<br />
 <img src="img/yazar/skarabiyik1_b196e7c72192bca78.jpg" border="0" alt="" width="0" height="0" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.delikan.net/forums/8-Yazarlar">Yazarlar</category>
			<dc:creator>Kıymet</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.delikan.net/threads/19414-Bir-yast%C4%B1kta-40-y%C4%B1l</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mardin'de  Mavera saatleri]]></title>
			<link>http://www.delikan.net/threads/19413-Mardin-de-Mavera-saatleri?goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 17 May 2012 14:57:17 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[img/yazar/rasim_ozdenoren1_b.jpg Rasim Özdenören  ca-pub-0843343258209554  
 Diyarbakır Havalimanı'ndan hareket ettikten yaklaşık bir saat sonra,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img style="float:left; padding-right: 10px" src="img/yazar/rasim_ozdenoren1_b.jpg" width="80" height="90" border=0 alt="" /> <b>Rasim Özdenören </b><br /> <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* postbit-vb-turko468x60 */
google_ad_slot = "6329668400";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br /><br /> <br />
 Diyarbakır Havalimanı'ndan hareket ettikten yaklaşık bir saat sonra, saat 12 sularında Mardin'deydik. Günlerden 11 Mayıs 2012, Cuma...<br />
<br />
Harika bir Mardin güneşinin selamını aldık. Mardin, her zaman Mardin'dir. Sıcağıyla, çöl toprağından bozma yaylasıyla, insanın gözünü korkutan yamaçlarıyla...<br />
<br />
Ama yeni Mardin'i arkada bırakıp bizim bildiğimiz baba ocağı Mardin'in yamaçlarını tırmanmaya başladığınızda sırtınızdan akan ter bile rahatsız etmekten çıkıp üzerinize garip bir ferahlık sunuyor.<br />
<br />
İnsan hayret etmekten, hayran olmaktan kendini alamıyor. İnsanoğlunda meğer istediği takdirde ne gayret olurmuş! O sarp tepenin yamaçlarına inşa edilen sıradan evler bile harika birer sanat ürünü... Camilerin insanın yüzüne üflediği serinlikten yapılmış hayat iksiri... Kalın taş duvarların burada iki işlevi var, birisi o yamaçlarda bu binaları kavi tutturtmak ise, diğeri de binanın içini dışarının soğuğundan ve sıcağından sıyanet etmeye yönelik...<br />
<br />
O gün akşama kadar Mardin'in daracık sokaklarında, bazı yerleri yaya olarak, bazı yerleri bize tahsis edilmiş otobüsle dolaştık. Her şey güzeldi, insanlar, evler, üst üste yığılmış taş binaların manzarası, Maraş'ın Düvenönü çarşısını andıran çarşısıyla her şey... Bunca güzellik arasında hüzün veren tek şey, o güzelim sokakların bakımsızlığı, uçuşan kâğıt parçacıkları, tozlardan oluşmuş uçuşan kümecikler...<br />
<br />
Ertesi gün (Cumartesi, 12 Mayıs) ziyaretimizin asıl nedenine yönelik Türk Edebiyatında Mavera Hareketi başlıklı program gerçekleştirildi. Programdan önce Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Serdar Bediî Omay ile kuliste bir çay içimlik sohbetimizde, onun 1980'li yıllarda henüz Ankara Fen Lisesi öğrencisiyken Mavera dergisine gidip geldiğini, orada bazı hizmetlerde bulunduğunu öğrendik. Daha sonra programın açılışındaki selamlama konuşmasında da dergiyle ilgili anılarını paylaştı. Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Oflaz da bir selamlama konuşması yaptı ve panele geçildi. Panel yöneticisi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Beyhan Kanter idi. İlk sözü bana verdi. Benim konuşma konum &quot;Mavera Dergisini Doğuran Koşullar&quot; idi. Daha sonra sırasıyla Mustafa Özçelik:&quot;Bir Edebiyat Mektebi Olarak Mavera&quot;, Mehmet Atilla Maraş: &quot;Şiir Sanatının Okumaya Çalıştığı Bir Alan: Mavera&quot; ve Şaban Abak: &quot;İslamın Savunma Kaleleri Olarak Dergilerimiz: Büyük Doğu'dan Mavera'ya&quot; konulu konuşmalarını gerçekleştirdiler. Dinleyicilerin sorularının cevaplandırılmasıyla toplantı kapatıldı.<br />
<br />
Salonda programı izleyenlerin ilgisi ve dikkati takdire değerdi.<br />
<br />
Ayrıca bizlerden ilgisini esirgemeyen Mardin Artuklu Üniversitesi öğretim üyelerinin, öğrencilerin içten ilgisi hepimizin göğsünü kabarttı. Mardin'e geldiğimiz akşam Üniversitenin Şark Odası'ndaki sohbet havası orada buluşanların birbiriyle kaynaşmasını pekiştirdi. Mardin Valisinin müzikolog Alâeddin Yavaşça'yı da sohbete daveti gecenin sürprizi oldu.<br />
<br />
Başta Panele katılmak istemelerine rağmen bilahare mazeretleri dolayısıyla katılamayan Prof. Fatih Andı ile Prof. Nazif Gürdoğan da orada olsaydılar kuşkusuz program daha da zenginleşmiş olacaktı.<br />
<br />
Programın organizasyonunda saha hizmetlerini başarıyla üstlenip götüren Yrd. Doç. Dr. Adnan Oktay'ın emeği olmasaydı bu program kalitesinden çok şey kaybederdi. Elbette programın her safhasında desteği, katkısı ve teşviki ile Rektör Serdar Bediî Omay ile Dekan Mustafa Oflaz'ın ve Yrd. Doç. Dr. Beyhan Kanter'in katkısı her türlü takdirin üstündeydi. Bizlere gösterdikleri candan ve sıcak ilgi hafızalarımızda her zaman tazeliğini koruyacaktır. Hepsine Mavera ailesi olarak şükran borçluyuz.<br />
<br />
<br />
<br />
 <img src="img/yazar/rasim_ozdenoren1_b.jpg" border="0" alt="" width="0" height="0" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.delikan.net/forums/8-Yazarlar">Yazarlar</category>
			<dc:creator>Fulya</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.delikan.net/threads/19413-Mardin-de-Mavera-saatleri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Silah ateş alıyor...</title>
			<link>http://www.delikan.net/threads/19404-Silah-ate%C5%9F-al%C4%B1yor?goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 17 May 2012 06:58:42 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[img/yazar/ali_bayramoglu1_b.jpg Ali Bayramoğlu  ca-pub-0843343258209554  
 Sivilleşme Türkiye'nin, yaşanan demokratikleşme sürecinin en önemli...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img style="float:left; padding-right: 10px" src="img/yazar/ali_bayramoglu1_b.jpg" width="80" height="90" border=0 alt="" /> <b>Ali Bayramoğlu </b><br /> <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* postbit-vb-turko468x60 */
google_ad_slot = "6329668400";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br /><br /> <br />
 Sivilleşme Türkiye'nin, yaşanan demokratikleşme sürecinin en önemli meselelerinden. Mesele hem alan hem değer olarak askeri olanın geri çekilmesi değil, onun bıraktığı boşluğu sivil değerlerin doldurması...<br />
<br />
Ülkenin bu konuda yol aldığı kesin, ancak ne alınan yol henüz anlamlı ne de hız henüz gerektiği ölçüde...<br />
<br />
Şüphe yok, bu tespiti siyasal merkezli tartışmalardan hareketle yapıyoruz. <br />
<br />
Bu tartışmaların da genel olarak &quot;ilke&quot; değil &quot;fayda&quot; merkezli yapıldığını biliyoruz. Örneğin askeri olandan arınmayı temsil eden pek çok toplumsal güç bu yolda askeri değerlerden beslenen güvenlikçi yöntemleri kullanıyor. Başkaları askerin siyasi alandaki varlığıyla değil, denetimiyle ilgili görülüyor. <br />
<br />
Bu durumda toplumun derin katmanlarındaki, asker ve askeri değerlere ilişkin değişimi tam olarak kestirmek mümkün görünmüyor.<br />
<br />
Yeni değer sistemleri üzerine yapılan her araştırma, çalışma bu açıdan son derece önemlidir.<br />
<br />
Dün, MetroPOLL Araştırma Merkezi'nin gerçekleştirdiği toplum ve darbe meselesini masaya yatıran bir çalışma da bunlardan birisi...<br />
<br />
Kaldığımız yerden devam edelim, araştırma raporunun satırları arasında gezinelim:<br />
<br />
&quot;Askeri darbeler karşısında siyasetçilerin direnmedikleri, 'şapkasını alıp gittikleri' yönünde yaygın bir şikâyet vardır. Bu, halkın da paylaştığı bir tespittir.<br />
<br />
'Siyasetçiler yeterince dirayetli ve kararlı olsalardı darbe olmazdı görüşüne' katılıp katılmadıkları sorulduğunda Türkiye çapında halkın % 74,3'ü 'evet', % 21,8'i 'hayır' demiştir. <br />
<br />
Öyle anlaşılıyor ki darbeleri onaylamayan büyük halk çoğunluğu darbelerden siyasetçileri de sorumlu tutuyor; darbeyi mümkün kılan şeyin siyasetçilerin 'dik duramaması' olduğu düşünülmektedir. <br />
<br />
Darbelerin ülkeye zararlı olduğu konusunda geniş bir görüş birliği vardır. Darbelerin ülke için yararlı mı zararlı mı olduğu sorulduğunda seçmenlerin çoğunluğu % 82,4'ü 'zararlı', % 11,7'si 'faydalı' demişlerdir. <br />
<br />
Bu oran parti mensubiyeti doğrultusunda dağıtıldığında AKP ve BDP seçmenleri arasında darbeleri faydalı bulanların oranı % 9'u geçmezken bu oran CHP'liler arasında % 14, MHP'liler arasında % 22'dir. Bu durum CHP ve MHP seçmeninde 'militarist' bir damarın varlığına işaret etmektedir.<br />
<br />
12 Eylül Darbesi'nin yargılanmasını doğru ve gerekli bulanların oranı % 65 civarındadır. <br />
<br />
12 Eylül Darbesi'nin eseri olan Anayasa, Seçim Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu ve YÖK gibi kurumların hala muhafaza edilmesini yanlış bulanların oranı (% 56,5), bu kurumların kalması gerektiğini düşünenlerin oranından (% 30) daha yüksektir. Nitekim, iktidar ve muhalefet partilerine oy veren seçmenlerin % 53-82 arasındaki çoğunluğu bu yasa veya kurumların muhafazasına karşı çıkmaktadır. Sadece Ak Partili ve CHP'li seçmenlerin 1/3'ten azı bunların korunması gerektiğini düşünmektedir. <br />
<br />
27 Nisan e-muhtırası hakkında da adli bir süreç başlatılmalıdır diyenlerin oranı % 54 iken buna gerek olmadığını düşünenlerin oranı % 28'dir. CHP'li ve MHP'li seçmenlerin % 41'i de muhtıra hakkında soruşturmaya gerek olmadığı görüşündedir. 27 Nisan e-muhtırasını doğru ve haklı bulanların oranı % 12'de kalırken bu muhtırayı yanlış ve haksız bulanların oranı % 58'dir...&quot;<br />
<br />
Peki sonuç?<br />
<br />
Dün söylediğimiz gibi: Silah ateş alıyor...<br />
<br />
 <img src="img/yazar/ali_bayramoglu1_b.jpg" border="0" alt="" width="0" height="0" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.delikan.net/forums/8-Yazarlar">Yazarlar</category>
			<dc:creator>Cansu</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.delikan.net/threads/19404-Silah-ate%C5%9F-al%C4%B1yor</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ümmeti birleştirmek farz, bölmek haramdır</title>
			<link>http://www.delikan.net/threads/19405-%C3%9Cmmeti-birle%C5%9Ftirmek-farz-b%C3%B6lmek-haramd%C4%B1r?goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 17 May 2012 06:55:43 GMT</pubDate>
			<description>img/yazar/hkaraman21eb0a43b1e98b14byb.jpg Hayrettin Karaman  ca-pub-0843343258209554  
 Benim kimseyi küçümsemem söz  konusu olamaz; tenkit ve uyarı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img style="float:left; padding-right: 10px" src="img/yazar/hkaraman21eb0a43b1e98b14byb.jpg" width="80" height="90" border=0 alt="" /> <b>Hayrettin Karaman </b><br /> <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* postbit-vb-turko468x60 */
google_ad_slot = "6329668400";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br /><br /> <br />
 Benim kimseyi küçümsemem söz  konusu olamaz; tenkit ve uyarı başkadır, tahkir (küçümseme) başkadır. 'Boyuna bakmadan hak ve hürriyetten dem vuruyor' deseniz küçümseme olur, 'Önünü arkasını hesap etmeden hak ve hürriyet havariliği yapıyor' deseniz uyarı ve tenkit olur.<br />
<br />
Meselem 'ümmetin birliği'dir. Tarih boyunca ümmet, tek bir yönetim (devlet, vatan, hilafet) içinde birleşmiş olsaydı, düşmanı bırakıp birbiri ile çatışıp savaşmasalardı, dinimize ve değerlerimize göz diken düşmana  birlikte karşı dursalardı bugün dünyanın en büyük ve en güçlü devleti olurduk. Sultan Abdülhamid'e karşı daha fazla hürriyet isteyenler bunu elde eder etmez devleti parçalamak için kullandılar; onları destekleyen iyi niyetli Osmanlı münevverleri ise sonradan pişman oldular ama iş işten geçti.<br />
<br />
Meselem ümmetin birliğidir. Tarih geri gelse ve muktedir olsam dünyada 'İslam ümmetinin bir tek İslam devleti' olsun diye çalışırdım, bunu bozmak ve parçalamak isteyenlere karşı mücadele ederdim.<br />
<br />
Bugün İslam ümmeti birçok uyduruk ulus devletlere bölünmüştür. Mevcut durumda ümmetin birliğini nasıl sağlayabiliriz?<br />
<br />
1. Halkı Müslüman olan herhangi bir ulus  devletin daha fazla bölünmemesi için çalışırız.<br />
<br />
2. Bölünmüş ümmetin ulus devletlerini adım adım birliğe götürmek için gayret ederiz. Ticari, kültürel, askerî, sınâî.. anlaşmalar yaparız, birlikler kurarız. Müslüman ülkeler ortak pazarı, parası, savunma paktı.. oluşturmak için elimizden geleni yaparız. Derken sıra siyasi birliğe gelir; sınırları kaldırıp tek bir yönetimde birleşmek mümkün olmazsa konfederatif veya federatif sistemlere benzer siyasi birlikler oluştururuz.<br />
<br />
Meselem 'üniter laik devleti' savunmak değildir; meselem ümmetin birliğidir. Kaza kader icabı laik ulusal yönetimlere tabi olmuş ümmet parçaları arasında, 'din kardeşliği' temelinde birliği korumak, dayanışmak, düşmanın oyununa gelerek çatışmamak, daha fazla bölünüp parçalanmamaktır benim meselem. Biz ümmette dindarlığı, din kardeşliği şuurunu, imanını ve hayatını güçlendirmeye çalışalım; bunu yaptığımızda, bu konuda başarılı olduğumuzda 'ümmeti birliğe götüren adımlar' arkadan gelir ve ona kimse mani olamaz.<br />
<br />
Bugün ayrılmak ve bölünmek için savaşanların bir kısmı 'siz şeriatı terk ettiniz, biz ayrılıp onu uygulayacağız' demiyorlar.  Kaldı ki, meşru düzeni tesis etmenin yolu da 'ayrılmak, parçalanmak, kurtlara kolay lokma olmak' değildir, 'ümmetin birliğini' koruyarak dayanışmaktır.<br />
<br />
Herhangi bir laik-ulus devletinde milliyetçilik ideolojisine sarılarak ümmet bölünüyor ve belli bir kavmiyet herkese dayatılıyorsa buna karşı mücadele etmek de 'müslüman ümmet'in vazifesidir. Ama çare bölünmek değildir; -madem ki laiklik ve demokrasi iddiası vardır- bu rejimin gereği olarak 'vatandaşlık esasında birlik ve eşitlik' peşinde koşulacaktır. <br />
<br />
İslam devleti olsaydı 'vatandaşlık' yerine 'din' konacak, tam eşitlik din birliğine, adalet ise insan olmaya bağlı olacaktı.<br />
<br />
Biz 'zulmü alkışlamayan, zalimi sevmeyen, onun hasmı olan ama mazlumu seven' bir kültürden geliyoruz. Kime ve nerede olursa olsun zulmü lanetleriz. Kötü niyetle kullanılacağı bilinen  hürriyetler konusunda ise ihtiyatı elden bırakmayız.<br />
<br />
Başlık hakkında âyet ve hadis zikretmedim; çünkü onları her müslüman bilir, bilmesi gerekir.<br />
<br />
<br />
<br />
 <img src="img/yazar/hkaraman21eb0a43b1e98b14byb.jpg" border="0" alt="" width="0" height="0" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.delikan.net/forums/8-Yazarlar">Yazarlar</category>
			<dc:creator>Gülçin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.delikan.net/threads/19405-%C3%9Cmmeti-birle%C5%9Ftirmek-farz-b%C3%B6lmek-haramd%C4%B1r</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Birinci vazifeniz, gençlere iş bulmaktır</title>
			<link>http://www.delikan.net/threads/19402-Birinci-vazifeniz-gen%C3%A7lere-i%C5%9F-bulmakt%C4%B1r?goto=newpost</link>
			<pubDate>Wed, 16 May 2012 09:47:09 GMT</pubDate>
			<description>img/yazar/yasar_sungu2_b.jpg Yaşar Süngü  ca-pub-0843343258209554  
 Uluslar arası sermaye sahipleri ile Dünya Bankası ve IMF yetkililerinin sık sık...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img style="float:left; padding-right: 10px" src="img/yazar/yasar_sungu2_b.jpg" width="80" height="90" border=0 alt="" /> <b>Yaşar Süngü </b><br /> <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* postbit-vb-turko468x60 */
google_ad_slot = "6329668400";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br /><br /> <br />
 Uluslar arası sermaye sahipleri ile Dünya Bankası ve IMF yetkililerinin sık sık dile getirerek övdükleri Türkiye ekonomisinde parlaklık, aşağılara doğru indikçe soluk renge dönüyor. Neden böyle olduğunu söyleyeyim; İşsizlik, baskıcı özgürlük anlayışı ve geciken adaletsizlik gibi kronik sorunlar bu toplumun ayağına iç ve dış tekelci sermaye tarafından geçirilmiş prangalar olarak durduğu müddetçe yapılan reformlar ve gelişmeler aşağılara indikçe sönmeye devam edecek.<br />
<br />
Kronik sorunların çözümündeki yavaşlıkta, yılların getirdiği kanunsuzluk, korumacılık, haksız rekabete göz yumulması ve ekonomik istikrarsızlığın da büyük payı var, kuşkusuz. Büyük bir resme uzaktan bakılınca kusursuz gözükür, yanına yaklaştıkça resmin kusurları da ortaya çıkmaya başlar. Son 10 yılda Türkiye'nin ekonomik gelişmelerinde baş döndürücü ilerlemeler olsa da maalesef kronik sorunlarımızın çözümü aynı hızla olmadı.<br />
<br />
* * * <br />
<br />
Dün Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK tarafından açıklanan işsizlik rakamlarından çıkan fotoğraf bunun en net delili. Bakalım rakamlar ne diyor; Türkiye'de 2012 yılı Şubat döneminde işsizlik oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,1 puan düşerek, yüzde 10,4 seviyesine geriledi. <br />
<br />
Türkiye genelinde işsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 243 bin kişi azalarak 2 milyon 721 bin kişiye düştü. <br />
<br />
Kentsel yerlerde işsizlik oranı 1,2 puanlık azalışla yüzde 12,1, kırsal yerlerde ise 0,7 puanlık azalışla yüzde 7,1 oldu.<br />
<br />
2012 yılı Şubat döneminde mevsim etkilerinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısında bir önceki döneme göre 66 bin kişilik azalış, işsiz sayısında ise 22 bin kişilik artış söz konusu. <br />
<br />
İşsizlik oranları bir önceki yılın aynı dönemine göre düşüş gösterse de, mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranlarının bir önceki döneme göre yükseliş göstermesi büyümeye yönelik endişeleri tekrar ön plana çıkarabilir.<br />
<br />
* * * <br />
<br />
Buradaki en tehlikeli ve endişe verici rakamlar genç nüfustaki işsizlik oranları. <br />
<br />
Genç nüfusta işsizlik yüzde 18,3 olarak Türkiye'nin geleceğini tehdit edecek derecede duruyor.<br />
<br />
Yaptığı işten ötürü herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı olmadan çalışanların oranı, 3,5 puan azalmasına rağmen (sigortasız) yüzde 37,5 gibi büyük bir orana sahip.<br />
<br />
Tarım sektöründe sosyal güvenlikten yoksun çalışanların oranı yüzde 83,3'ten yüzde 82,1'e, tarım dışı sektörlerde yüzde 27,3'ten yüzde 23,9'a düşmesine rağmen bu rakamlar çok yüksek. İşsizlerin yüzde 31'i hâlâ eş-dost vasıtasıyla iş arıyor.<br />
<br />
İşsizlerin yüzde 90,9'u yani resmi rakamlara göre 2 milyon 473 bini daha önce bir işte çalışmış daha sonra işsiz kalmış.<br />
<br />
Şubat 2012 döneminde 1 milyon 731 bin kişi yeni işe başlamış veya iş değiştirmiş. İşe yeni başlayan veya iş değiştirenlerin yüzde 32,9'u 25-34 yaş grubunda yer alıyor.<br />
<br />
Bu dönemde işe başlayan veya iş değiştirenlerin yüzde 23,5'i sanayi, yüzde 42,7'si hizmetler, yüzde 18,8'i inşaat sektöründe, yüzde 14,9'u tarım sektöründe işe başlamış. <br />
<br />
* * * <br />
<br />
Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 146 bin kişi azalırken, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 682 bin kişi arttı. Şubat 2012 döneminde istihdam edilenlerin yüzde 23,3'ü tarım, yüzde 20,1'i sanayi, yüzde 5,6'sı inşaat, yüzde 51,1'i ise hizmetler sektöründe iş buldu. <br />
<br />
* * * <br />
<br />
Bir de işsizlik rakamlarını Bizim Menkul Değerler'in nasıl yorumladığına bakalım; TCMB'nin enflasyon ve cari açığı kontrol altına almak için daraltıcı para politikası uygulamalarına devam etmesiyle yurtiçi talebin düşüş göstermeye devam etmesi ve avro bölgesindeki sorunların nihai çözüme kavuşturulamamasıyla yurtdışı talebin zayıf seyrini sürdürmesi sanayi üretimini ve istihdam piyasasını olumsuz etkilemeye devam ediyor.<br />
<br />
İstihdam rakamları enflasyonu kontrol altına almak isteyen TCMB'nin elini rahatlatırken, düşüşün devam etmesi durumunda büyüm ve enflasyon arasında seçim yapmak zorunda kalabilir. <br />
<br />
Yeni Anayasa çalışmalarının başlaması ve 2013 yılı başında Anayasa'nın referanduma gitme ihtimalinin güçlenmesi nedeniyle TCMB önümüzdeki dönemde büyümeyi destekleyici adımlar atabilir. <br />
<br />
Bazı sorunlar hiç beklemeye gelmez; işsizlik gibi...<br />
<br />
<br />
<br />
Mağlubiyet son derece motive edicidir. Dibe vurduğunuzda en tepeden başka gidecek yeriniz kalmaz. <br />
Hacı Sang H. Kim <img src="img/yazar/yasar_sungu2_b.jpg" border="0" alt="" width="0" height="0" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.delikan.net/forums/8-Yazarlar">Yazarlar</category>
			<dc:creator>Elmas</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.delikan.net/threads/19402-Birinci-vazifeniz-gen%C3%A7lere-i%C5%9F-bulmakt%C4%B1r</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Gül-Obama görüşecek mi?</title>
			<link>http://www.delikan.net/threads/19396-G%C3%BCl-Obama-g%C3%B6r%C3%BC%C5%9Fecek-mi?goto=newpost</link>
			<pubDate>Wed, 16 May 2012 09:46:07 GMT</pubDate>
			<description>img/yazar/ak30127f368012752ebyb.jpg Abdülkadir Selvi  ca-pub-0843343258209554  
 Aslında sorun Suriye değil, Türkiye. 
 
Bir kasırga gibi başlayıp,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img style="float:left; padding-right: 10px" src="img/yazar/ak30127f368012752ebyb.jpg" width="80" height="90" border=0 alt="" /> <b>Abdülkadir Selvi </b><br /> <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* postbit-vb-turko468x60 */
google_ad_slot = "6329668400";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br /><br /> <br />
 Aslında sorun Suriye değil, Türkiye.<br />
<br />
Bir kasırga gibi başlayıp, Tunus'ta, Libya'da, Mısır'da yönetimleri deviren Arap Baharı'nın,  Suriye'ye sıra gelince patinaj yapmaya başlamasını bir de bu gözle okumakta yarar var.<br />
<br />
Bu süreci Türkiye'nin yönetmesi istenmiyor.<br />
<br />
Özellikle de sınır komşumuz olan Suriye'nin, yeniden dizayn edilmesinde Türkiye'nin söz sahibi olması engellenmeye çalışılıyor.<br />
<br />
Birileri kafasını kuma gömse de, Suriye'de yanlış yaptık, batağa saplandık gibi soğuk savaş döneminin diliyle konuşsa da bunlar, lider ülke olmanın doğum sancıları. <br />
<br />
Suriye'deki gelişmelerin çok da istendiği gibi gelişmediği de bir gerçek. Artık, Suriye olayının uzun vadeli bir süreç olduğuna kendimizi hazırlamamız gerekiyor.<br />
<br />
Ayrıca Suriye konusunda farklı bir süreçle karşı karşıyayız. Libya'da muhaliflerin deviremediği Kaddafi için NATO'nun uçaklarını seferber eden irade yok. <br />
<br />
Avrupa'nın öncülüğünde ABD destekli bir operasyondu Libya olayı.<br />
<br />
Peki aynı liderlik, Suriye'de niye sergilenmiyor?<br />
<br />
Akla ilk gelen ABD'deki başkanlık seçimi.<br />
<br />
Etkisi var ama asıl neden o değil.<br />
<br />
ABD'liler nezdinde işte bu soruların cevabını aradım.<br />
<br />
&quot;Sadece Türkiye'nin değil, Avrupa'nın da omuz atmasını, destek vermesini bekliyoruz&quot; <br />
<br />
Sanıyorum şu noktayı da değerlendirmelerimizin nirengi noktalarından biri olarak görmemiz gerekiyor.<br />
<br />
O da Başkan Obama'nın farkı.<br />
<br />
&quot;Bush döneminde Cumhuriyetçiler ya bizdensiniz ya da bizden değilsiniz diye keskin bir politika yürüttüler. Siyaz-beyaz gibi. Demokratlar ise çok renkli bir dünya görüyorlar.&quot;<br />
<br />
Farklı renklerin de yer aldığı Obama politikalarında Avrupa önemli bir yer tutuyor.<br />
<br />
&quot;Liderliğimizin farkında olmamıza rağmen, müttefiklerimizin durumunu da dikkate almak durumundayız.&quot; <br />
<br />
Peki Libya konusunda gerçekleşen  ittifakın Suriye konusunda  sağlanması mümkün değil mi?<br />
<br />
&quot;Karşılaştırmak tehlikeli olabilir ama Libya konusunda çok önemli bir ittifak ortaya çıktı. Amerika olarak tek başına hareket etmedik.&quot;<br />
<br />
Bu yanıtlardan Avrupa harekete geçmeden önce ABD yönetiminin bir müdahale için düğmeye basmayacağı anlaşılıyor. <br />
<br />
Peki ne olabilir, öngörülen ne?<br />
<br />
&quot;Amerika ve Türkiye en büyük hissedar olmalı.&quot; <br />
<br />
Seçimlerden sonra ABD'nin liderliği beklenmeli mi?<br />
<br />
&quot;Seçimler bir faktör olabilir ama eylem için bir bariyer olmazs.&quot;<br />
<br />
Yani asıl neden seçimler değil. Avrupa'nın harekete geçmesi. Avrupa'da ise yeni bir denge doğuyor. Sarkozy gitti, Merkel ağır bir seçim yenilgisi aldı. Avrupa'da sol ve aşırı milliyetçiler yükselişte.<br />
<br />
Bir de Annan Planı var. Türkiye, Annan Planı'nın soruna çözüm olmayacağı kanaatinde. Başbakan Erdoğan bu konudaki çekincesini açıkladı.<br />
<br />
Ama Amerikalılar öyle bakmıyor.<br />
<br />
&quot;Bu süreçte Annan planı başarısız olursa ki, öyle gözüküyor. Bu plan işlemezse Esad bir seçenek karşısında kalacak. Ya halkına şiddet uygulamayı kesecek ya da devam ederse Ruslar bile bizimle çalışacak noktaya gelecek.&quot;<br />
<br />
Peki ne zaman olacak?_Onlar da aynı şeyi soruyor, &quot;Ama ne zaman olacak?&quot;<br />
<br />
Galiba yine haberi sona sakladım.<br />
<br />
Suriye konusunda önemli bir tarih, 21-22 Mayıs tarihlerinde Cumhurbaşkanı Gül'ün de katılacağı NATO zirvesi olacak.<br />
<br />
Zirvede Cumhurbaşkanı Gül ile Başkan Obama görüşecekler mi?<br />
<br />
Bu sorunun da yanıtını aradım.<br />
<br />
60'tan fazla devlet ve hükümet başkanının katılacağı zirvede, Cumhurbaşkanı Gül ile Başkan Obama ikili görüşme yapacaklar mı?<br />
<br />
Henüz ilan edilmiş bir görüşme yok.<br />
<br />
Ancak Amerikan kaynakları, &quot;Obama-Gül görüşmesi düşünülüyor. Ama henüz planlanmadı. Mutlaka ayaküstü konuşacaklar. Mutlaka ikili görüşme olacak&quot;<br />
<br />
Sadece bununla yetinmiyor Amerikalılar.<br />
<br />
Şu değerlendirme de onlara ait:<br />
<br />
&quot;Washington'da hem Türkiye için ülke düzeyinde, hem de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün büyük saygınlığı. Obama-Gül görüşmesi mutlaka olacak. Ama nasıl olacağı söylenmedi. Görüşmenin yeri ve saati bekleniyor.&quot; <br />
<br />
NATO zirvesinin resmi gündeminde Suriye konusu yer almıyor.  <br />
<br />
Bu durum Gül-Obama görüşmesini daha da önemli kılıyor.<br />
<br />
<br />
<br />
 <img src="img/yazar/ak30127f368012752ebyb.jpg" border="0" alt="" width="0" height="0" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.delikan.net/forums/8-Yazarlar">Yazarlar</category>
			<dc:creator>Çağla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.delikan.net/threads/19396-G%C3%BCl-Obama-g%C3%B6r%C3%BC%C5%9Fecek-mi</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>

